Paylaş

Yorum | Dr. Yüksel Nizamoğlu

2000’lerin başında “daha fazla özgürlük, hukukun üstünlüğü, faili meçhul cinayetlere son verilmesi” gibi ideallerle yola çıksa da birkaç yıl içinde “tipik bir Ortadoğu yönetim tarzını” benimseyen AKP iktidarının en büyük hedeflerinden birisi de gazeteciler oldu.

Yandaş bir basın” oluşturan AKP iktidarı, kendisine yöneltilen en küçük eleştirilerde bile gazetecileri hedef aldı. Muhalif gazeteciler bazen meydanlarda “yuhalatılarak”hedef gösterildi bazen de “öfkeli birkaç kişi” gazetecilere saldırarak onları susturmaya çalıştı.

15 Temmuz sonrasında ise her zaman darbelere karşı çıkmış Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ve Mümtazer Türköne’nin de aralarında bulunduğu gazeteciler ,“darbe” bahanesiyle tutuklandığı gibi temel hukuk kuralları hiçe sayılarak komik gerekçelerle “müebbet hapis” dâhil olmak üzere çok ağır cezalara çarptırıldılar.

Yüz yıl önce de “özgürlük talepleriyle” Meşrutiyetin ilanını sağlayan İttihat ve Terakki,  muhalif basını kontrol etmek için gazetelerin kapatılması, yazar ve gazetecilerin sürgün edilmesi gibi yollara başvurmuş, bazı muhalif gazeteciler de “faili meçhul cinayetlere” kurban gitmişlerdi.

Bu durum dönemin basınına ve sonraki dönemlerin gazetecilerine iktidarı eleştirmenin ve hele yolsuzluklarını ve işkencelerini ortaya çıkarmanın nasıl bir bedeli olduğunu gösteriyordu.

Bir gazeteci bunu “Beyefendi dalgın bir insan ayağının idam sehpasına takıldığı bir memlekette hiç gazetecilik yapılabilir mi, gazete çıkarılır mı?” sözleriyle ifade edecektir.

Bugün en son AYM’nin Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak kararlarında bile bu korkuyu görmek mümkün değil mi?

Yazının tamamı için http://urlkisaltma.com/lXK76

Kayna:TR724