Haber

Mayınlı tarlada yürüyen gazeteciler

Türkiye’de medya mensupları için son dönemde ardı ardına gelen gözaltı ve tutuklamalar, gerek gazetecileri gerekse onları savunmaya çalışan hukukçuları mesleki açıdan zorlarken, “öngörülebilirlik” kalmadığı belirtiliyor.

Türkiye’de medya mensupları için son dönemde yeniden ardı ardına gelen baskı, gözaltı ve tutuklamalar, gerek gazetecileri gerekse onları savunmaya çalışan hukukçuları mesleki açıdan zorlamaya devam ediyor.

İdlib operasyonun devam ettiği günlerde Sputnik’in Türkiye ekibinden iki gazeteci ve bir çevirmenin Ankara’daki evlerine geçen hafta önce bir grup tarafından saldırı gerçekleştirildi. Gazeteciler, saldırıyı şikayet için gittikleri karakolda haklarında soruşturma olduğu için gözaltına alındı. Ertesi günü ise Sputnik’in İstanbul ofisinde polis araması başlatıldı ve sitenin Genel Yayın Yönetmeni Mahir Boztepe gözaltına alındı. Gazeteciler, ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.

Edirne’de sınır hattında mültecilerin durumunu takip etmek için bulunan 20’ye yakın gazeteci “1. derece askeri bölgelerde izinsiz görüntü alınmasının yasak olması” gerekçesiyle gözaltına alınmalarının ardından serbest bırakıldı.

Yeniçağ gazetesi yazarları Murat Ağırel ve Batuhan Çolak, bazı sosyal medya paylaşımları nedeniyle bir çeşit “elektronik operasyonla” karşılaştı. Cep telefonlarına, e-posta adreslerine ve sosyal medya hesaplarına uzaktan erişen ve kim olduğu tespit edilemeyen kişiler gazetecilerin kişisel verilerini kopyaladı ve paylaşımlarını sildi. Libya’da hayatını kaybeden devlet görevlilerine ilişkin haber nedeniyle Cuma günü gözaltına alınan ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Ağırel, savcılığın itirazı üzerine İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından Pazar günü yeniden tutuklandı. 

Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, muhabir Hülya Kılınç ve Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan bir MİT mensubu ile ilgili haber nedeniyle, MİT kanunun 27’nci Maddesi kapsamında tutuklandı. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Odatv internet sitesine erişim engeli getirdi. 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için sarfettiği sözler Yeni Şafak gazetesinde manşet olur ve herhangi bir işleme tabi tutulmazken, CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç’un aynı sözlerine yer veren internet sitelerinin o haberlerine ise erişim engeli getirildi.

Hukukçulara göre “öngörülebilirlik” kalmadı

Bu gelişmeler son 10 günde gazetecilerle ilgili yaşanan gelişmelerden belli başlıları.

Basın davalarına bakan avukatlara göre gazetecilerin bu dönemde hangi haberlerinden dolayı ve hangi yasa kapsamında suçlanabilecekleri belirsiz ve bu nedenle tavsiyede bulunmak pek de mümkün değil.

Türkiye Gazeteciler Sendikası avukatlarından Ülkü Şahin bunun nedeni olarak “öngörülebilirliğin bulunmamasını” gösteriyor. Şahin, “Şundan dolayı gözaltına alınmazsınız) ya da (haberinizde şuna dikkat edin) demek ne yazık ki mümkün değil” değerlendirmesini yapıyor.

Odatv Genel Yayın Yönetmeni Pehlivan’ın tutuklanmadan önce yaptığı savunmadaki “Odatv’nin genel yayın yönetmeni değil de Sabah Gazetesi’nin bir çalışanı olsaydım bu sanık sandalyesinde karşınızda olmazdım” sözleri de gazetecilerin son dönemde hukuk karşısında içinde bulundukları durumu yansıtıyor.

Deneyimli yargı muhabiri ve T24 yazarı Gökçer Tahincioğlu da ortada bir “kaos” olduğunu düşünen isimler arasında. Tahincioğlu, çoğu gazetecinin Basın Kanunu ya da Türk Ceza Kanunu (TCK) maddelerini çok iyi bildiğini ancak suçlamaların konjonktüre göre değişebildiğine dikkat çekerek, “Ben Türkiye’de gazetecilerin durumunu şuna benzetiyorum; spot ışıkları senin yüzüne doğru çevrildiğin an başına her şey gelebilir” tespitinde bulunuyor. 

DW Türkçe olarak görüşüne başvurduğumuz deneyimli hukukçu Turgut Kazan ise bu yaşananların aslında hukukçuların değil siyaset bilimcilerin alanına girdiğini belirterek, “Hukuk bir değerdir. Hukuk ya vardır, ya da yoktur. Türkiye’de ise hukukun zerresi kalmamıştır” diyor. Kazan, bir “korku imparatorluğu” yaratma süreci içinde olunduğunu savunarak, gelişmeleri bundan “8-10 yıl önce FETÖ savcıları tarafından başlatılan yargılama” süreçlerine benzetiyor.

Gazeteciler nelere dikkat etmeli?

Gazetecilerin gözaltı ya da tutuklama tehlikesi ile karşı karşıya kalmamak için nelere dikkat etmesi ya da böyle bir durumda ne yapması gerektiğini Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) avukatı Ülkü Şahin’e de sorduk.

Sığınmacıları takip eden muhabirlerin askeri alana girdikleri gerekçesiyle gözaltına alındıklarını hatırlatan Şahin, oysa sığınmacıların da yine bu alanda olduğunu ve haber takibi için muhabirlerin de o bölgeye girmesinin normal koşullarda mesleki bir refleks olduğunu belirtiyor. Şahin, haber takibi esnasında yakalama ve gözaltı işlemine maruz kalan gazetecilerin basın mensubu olduklarını gösteren basın kartı, Uluslararası Basın Kartı (IFJ), sendika veya işyeri kimlik kartlarını polislere göstermelerini de tavsiye ediyor.

Şahin, gözaltına alınma durumunda ise yapılacakların başında vakit geçirmeden bir avukata başvurmak olduğunu; gözaltı ve eğer varsa arama kararının mutlaka görülmesi gerektiğini vurguluyor.

Avukat Şahin, gözaltına alınan gazeteci ile avukatı yokken görüşme yapmak isteyebileceklerini ancak bu hukuka aykırı olduğu için kabul edilmemesi gerektiğini söyleyerek, “Yakalama, gözaltı veya arama işleminden sonra tutulacak tutanaklara ayrıca dikkat etmek gerek. Gerekirse imzadan imtina edilebilir veya şerh düşülebilir” diyor.

Gazetecinin ifadesini verirken yanında mutlaka bir avukat bulundurması gerektiğini söyleyen hukukçular, buna ek olarak gözaltına alınan kişinin yakınlarına haber verme, yakalanma veya gözaltına alınma nedeni konusunda bilgilendirilme isteme, susma, itiraz etme gibi haklar bulunduğunu da anımsatıyor.


İfade özgürlüğünün sınırları

Ankara Barosu Hukuk Araştırmaları Merkezi Başkanı Doğan Erkan, ifade özgürlüğünün nispi bir hak olduğunu ve bazı durumlarda sınırlandırılabileceğini söylerken, ancak bunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) göre “dar çerçevede” yorumlanması gerektiğini vurguluyor.

Erkan, vefat eden MİT mensubu ile ilgili haberleri bu açıdan değerlendirirken, gazeteciler için verilen tutuklama kararının geniş bir yorumlama olduğunu belirterek, şunları söylüyor:

“Bu haberlerle ilgili mesela belki sadece habere erişim durdurulabilirdi. Kamu güvenliğini açık bir tehlikeye atan bir durum yok. MİT kanununa göre mensuplarının kimlikleri yayınlanamaz ama bu maddenin AİHS’ne göre dar yorumlanması gerekir.”

Erkan, daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin benzer bir davada “aleniyet kazanması durumunda” devlet sırrı niteliğinde ve yayımlanması ulusal güvenliğe aykırı olan bilgilerin yayınının engellenmesinin AİHS’ne aykırı olduğu yönünde karar aldığını hatırlatıyor.

Gazeteciler ve hukukçulara göre bugünlerde Türkiye’de habercilik “mayınlı bir tarlada” yürümeye benziyor. Tahincioğlu gazetecilerin son dönemde yargı içindeki çekişmelere de kurban gidebildiğini ifade ederek, “Gazeteciler ne yapabilir? Bildikleri gibi gazetecilik yapmayı sürdürecekler, birçoğu ‘spot ışıkları çevrilirse de çevrilsin’ noktasında artık” diyor.

Kaynak: Gülsen Solaker ©Deutsche Welle Türkçe

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı